Kafa Dergisini Kim Kurdu? Türkiye’nin “cool” dergisine biraz yakından bakış
Bazı yayınlar vardır, kapağını gördüğün an bile sana bir tavır dayatır. “Ben farklıyım, ben zekiyim, ben biraz da serseriyim ama entelektüelim” gibi bir hava… KAFA Dergisi de tam olarak böyle bir yerden çıktı ve açık konuşayım, Türkiye’de dergi kültürünün sosyal medya estetiğine en çok yaklaşan örneklerinden biri oldu.
Ama önce en temel soruya net cevap verelim: KAFA Dergisi’nin kurucusu gazeteci Candaş Tolga Işık’tır. 2014 yılında yayın hayatına başlayan dergi, kısa sürede özellikle genç okur kitlesi arasında ciddi bir popülerlik kazandı. Fakat mesele sadece “kim kurdu” değil; asıl mesele, neden kurulduğu ve neye dönüştüğü.
Ben İzmir’de yaşayan, 28 yaşında, sosyal medyada sürekli bir şeylere sinirlenen ama aynı zamanda merak eden biriyim. KAFA’yı da yıllar içinde hem sevip hem eleştirenlerdenim. Çünkü bu dergi, tek bir duyguyla okunacak kadar düz değil. Bir sayfasında “evet ya bu çok iyi” dedirten şeyler var, diğer sayfasında ise “bunu biraz fazla mı abartıyoruz?” hissi bırakabiliyor.
KAFA Dergisi’nin Kuruluş Hikayesi ve Arka Planı
Merhaba! Bluesolarlight sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Kafa dergisini kim kurdu” var.
Candaş Tolga Işık ve “alternatif medya” iddiası
KAFA Dergisi, gazetecilik geçmişi olan Candaş Tolga Işık tarafından kurulduğunda ortaya çıkan fikir şuydu: Klasik dergi formatı sıkıcı, ağır ve gençlere uzak. O yüzden daha rahat, daha sokak diliyle konuşan, popüler kültürle iç içe bir yayın lazım.
Bunu ilk duyduğumda şunu düşünmüştüm: “Tamam güzel, ama bu işin sonu Instagram caption dergisine mi dönecek?”
Bir yandan gerçekten Türkiye’de dergi okuma alışkanlığı düşerken, diğer yandan KAFA gibi yayınlar bu boşluğu doldurdu. Ama boşluğu doldurmakla yeni bir kültür inşa etmek arasında ince bir çizgi var. İşte tartışma da burada başlıyor.
2014 sonrası medya ortamı ve KAFA’nın doğuş zemini
2010’ların ortası Türkiye’de medya açısından ilginç bir dönemdi. Dijitalleşme hızlanmış, geleneksel yayınlar kan kaybetmişti. KAFA bu boşlukta “biz hem ciddi oluruz hem eğlenceli” diyerek ortaya çıktı.
Ama şu soruyu sormadan geçemiyorum:
Gerçekten ciddi olmayı mı seçmedi, yoksa ciddi olmayı “hafifletilmiş bir paket” haline mi getirdi?
KAFA Dergisi’nin Güçlü Yönleri
1. Dilin sadeliği ve erişilebilirlik
KAFA’nın en büyük artısı, okuru yormaması. Uzun akademik cümleler, ağır teoriler yok. Daha sohbet eder gibi bir dili var. Bu da özellikle genç okur için büyük avantaj.
Ama burada bir denge meselesi var. Çünkü sadelik bazen derinliğin yerine geçiyor mu, işte orası tartışılır.
2. Görsel tasarım ve “modern dergi” hissi
KAFA’nın tasarım dili kesinlikle güçlü. Kapakları, sayfa düzeni, illüstrasyonlar… Hepsi Instagram’da rahatlıkla paylaşılabilir estetikte.
Zaten dürüst olalım: günümüzde bir yayının “okunması” kadar “paylaşılması” da önemli. KAFA bunu iyi yakaladı.
Ama şu soru akla geliyor:
Bir dergi okunmak için mi var, yoksa paylaşılmak için mi?
3. Röportaj kültürü ve popüler isimler
KAFA, zaman zaman çok iyi röportajlar yapabiliyor. Türkiye’de kolay kolay bir araya gelmeyecek isimleri konuk edebiliyor. Bu da onu magazin ile kültür arasında ilginç bir yere koyuyor.
Benim gibi sosyal medyada gezen biri için bu röportajlar bazen “dergi okuma bahanesi” oluyor. Çünkü kabul edelim, uzun metin okumaya üşeniyoruz ama iyi kurgulanmış bir röportajı bir çırpıda tüketiyoruz.
4. Mizah ve gündelik hayatla bağ
KAFA’nın dili çok “bizden”. Çok resmi değil, çok yukarıdan hiç değil. Bu da onu ulaşılabilir kılıyor. Bazen bir yazıyı okurken “bunu ben de yazabilirdim” hissi bile oluşuyor.
Ama burada ince bir çizgi var:
Ulaşılabilir olmak ile sıradanlaşmak aynı şey mi?
KAFA Dergisi’nin Zayıf Yönleri ve Eleştiriler
1. Derinlik meselesi: Hafiflik mi, yüzeysellik mi?
En çok tartışılan konu bu. KAFA bazen çok “kolay tüketilen” bir içerik sunuyor. Bu kötü mü? Tartışılır.
Ama bazı sayılarda şu hissiyat oluşuyor:
Konular var ama gerçekten didik didik edilmemiş.
Sanki bir fikir var, ama o fikrin etrafında çok dolaşılmadan geçilmiş gibi.
2. Popüler kültür bağımlılığı
KAFA’nın gücü aynı zamanda zayıflığı olabilir. Popüler kültüre bu kadar yakın olmak, bir noktadan sonra içerikleri “trend takibi”ne çevirebilir.
Şunu sormak gerekiyor:
KAFA bize yeni bir şey mi söylüyor, yoksa zaten bildiğimiz şeyleri iyi paketleyip yeniden mi sunuyor?
3. Eleştirel mesafe problemi
Bazı okurlar KAFA’nın fazla “taraf olmak istemeyen” bir yapısı olduğunu düşünüyor. Yani ne tamamen sert eleştirel, ne tamamen bağımsız bir duruş.
Bu da özellikle politik ve toplumsal meselelerde daha net pozisyon bekleyen okur için sorun yaratabiliyor.
Ama diğer taraftan, bu “orta yol” yaklaşımı dergiyi daha geniş kitleye de açıyor.
4. Süreklilik ve içerik tekrarları
Uzun süre takip eden biri olarak şunu fark etmemek zor: bazı temalar tekrar ediyor. Aynı duygusal tonlar, benzer anlatım biçimleri…
Bu noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
KAFA gerçekten değişiyor mu, yoksa kendi stilini tekrar mı ediyor?
İzmirli Bir Okur Olarak KAFA’ya Bakışım
İzmir’de yaşamanın getirdiği bir şey var: sürekli “rahat ama sorgulayan” bir ruh hali. KAFA Dergisi bana biraz bunu hatırlatıyor. Ne tamamen asi, ne tamamen uyumlu.
Sosyal medyada da benzer bir durum var. KAFA’dan alınan bir cümle, bir kapak tasarımı, bir alıntı… hemen paylaşılıyor. Ama burada asıl mesele şu:
Paylaştığımız şey gerçekten bize mi ait, yoksa sadece estetik olarak hoş göründüğü için mi paylaşıyoruz?
Bazen KAFA’yı okurken şunu düşünüyorum:
Bu dergi bizi düşündürüyor mu, yoksa düşündüğümüzü hissettirmeye mi oynuyor?
KAFA Dergisi Bugün Ne Anlama Geliyor?
KAFA artık sadece bir dergi değil, bir “marka hissi” gibi. Bir kültür göstergesi. Biraz “ben farklıyım” demenin daha yumuşak yolu.
Ama şu gerçek değişmiyor: Türkiye’de okuma alışkanlığı değiştikçe, KAFA gibi yayınlar da sadece içerik üretmiyor, aynı zamanda bir yaşam tarzı satıyor.
Bu kötü mü? Belki değil. Ama tamamen masum da değil.
Çünkü kültür dediğimiz şey sadece tüketim değil, aynı zamanda derinleşme meselesi.
Ve asıl soru…
KAFA Dergisi gerçekten yeni bir düşünme alanı mı açıyor, yoksa sadece düşünüyormuş gibi hissettiren bir konfor alanı mı yaratıyor?
Bir başka soru daha:
Eğer KAFA hiç Instagram’da paylaşılacak kadar “estetik” olmasaydı, yine bu kadar okunur muydu?
Son düşünceler yerine açık uçlu bir gerçek
KAFA Dergisi’nin kurucusu Candaş Tolga Işık ve ekibi, Türkiye’de önemli bir boşluğu doldurdu. Bunu inkâr etmek zor. Ama her güçlü yayın gibi, KAFA da eleştiriden muaf değil.
Belki de en doğru yaklaşım şu: KAFA’yı ya tamamen yüceltmek ya da tamamen küçümsemek yerine, onun neyi iyi yaptığını ve nerede yüzeyde kaldığını aynı anda görebilmek.
Çünkü medya dediğimiz şey tam olarak burada şekilleniyor:
Bir tarafı alkış, bir tarafı soru işareti.
Ve belki de en önemli soru hâlâ ortada duruyor:
Okuduğumuz şeyler bizi gerçekten değiştiriyor mu, yoksa sadece iyi hissettiriyor mu?
Bluesolarlight ekibi olarak “Kafa dergisini kim kurdu” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!