Kayseri’de Bir Kış Akşamı
Kayseri’nin kışını bilmeyen, insanın içini de bilmez gibi geliyor bana bazen. Soğuk sadece dışarıda kalmıyor; insanın içine de sızıyor. 25 yaşındayım. Üniversiteyi bitireli çok olmadı. Şehir aynı şehir ama ben aynı kişi değilim. Günlük tutmayı hâlâ bırakmadım. Çünkü bazı şeyleri insan ancak kendine yazınca anlayabiliyor.
O akşam yine defterimi açmıştım. Kalın kapaklı, kenarları yıpranmış bir defter. Her sayfasında biraz ben, biraz da kaybolmuşluk var.
Bir Arkadaşın Sessiz Değişimi
O gün Furkan’la buluştum. Liseden beri tanıdığım, aynı sıralarda hayaller kurduğumuz bir arkadaşım. Eskiden birlikte cami çıkışı simit alır, “hayat ne kadar garip” diye konuşurduk. Son zamanlarda garipleşen şey hayat değilmiş gibi hissetmeye başlamıştım; insanlar değişiyordu.
Furkan konuşurken gözlerini kaçırıyordu. Bir şey anlatmak istiyor ama söyleyemiyor gibiydi. Sonunda cümle döküldü:
“Ben eskisi gibi inanmıyorum.”
Bu cümle Kayseri’nin soğuğundan daha keskin geldi. O an içimde bir şey kırıldı ama dışarıdan sadece sustum. Çünkü insan bazı anlarda konuşmayı değil, anlamayı seçiyor.
O an zihnimde tek bir soru yankılandı: Dinden dönenin hükmü nedir?
Bunu ilk kez bir ders kitabında değil, gerçek bir insanın gözlerinin içinde düşünüyordum. Ve bu çok daha ağırdı.
Defterime Düşen İlk Cümle
Eve döndüğümde montumu bile çıkarmadan defterimi açtım.
“Bugün bir arkadaşımı kaybetmedim belki ama içimde bir şeyi kaybettim.”
Yazarken elim titriyordu. Çünkü kayıp dediğim şey bir insan değil, o insanla paylaştığım inanç ortaklığıydı. Aynı cümlelere amin dediğimiz zamanları hatırladım. Aynı sokaklarda yürürken geleceği birlikte hayal edişimizi.
Sonra kendime itiraf ettim: Ben bu meseleleri hiç bu kadar yakından düşünmemiştim.
Dinden Dönenin Hükmü Nedir? Sorusunun Gölgesi
Bu soru bir anda hayatımın ortasına düşmüş gibiydi. Sadece bir bilgi sorusu değil, bir vicdan sorusu gibi duruyordu. Üniversitede din kültürü derslerinde duyduğum cümleler, kitaplarda okuduğum tanımlar zihnimde dolaşmaya başladı. Ama hiçbiri Furkan’ın gözlerindeki o boşluğu açıklamıyordu.
Kendi kendime şunu fark ettim: İnsan teoriyi değil, insanı görünce zorlanıyor.
“Dinden dönenin hükmü nedir?” sorusu bana artık bir sınav sorusu gibi gelmiyordu. Bir insanın iç dünyasına açılan kapıydı sanki. O kapının ardında ne olduğunu bilmeden konuşmak kolaydı. Ama içine girince kelimeler değişiyordu.
Bir Cami Avlusunda Sessizlik
Ertesi gün caminin avlusuna gittim. Soğuk taşlara oturdum. İnsanlar girip çıkıyordu. Herkesin bir yönü vardı ama benim yönüm karışıktı.
Yanımda yaşlı bir amca oturdu. Hiç konuşmadık önce. Sonra o başladı:
“Evlat, insan en çok kendine yabancı kalır bazen.”
Bu cümle bana Furkan’ı hatırlattı. Sonra da kendimi. Çünkü ben de son zamanlarda kendime yabancıydım.
Dayanamadım, sordum:
“Peki insan inancını kaybederse ne olur?”
Bana baktı, uzun süre sustu. Sonra sadece şunu dedi:
“Allah’ın rahmeti insanların hükmünden geniştir.”
O an içimde garip bir rahatlama oldu. Ama aynı zamanda daha büyük bir sorunun içinde buldum kendimi.
Çünkü yine zihnimde aynı cümle vardı: Dinden dönenin hükmü nedir?
Ama artık bu soru daha az keskin, daha çok kırılgandı.
Furkan’ın Mesajı
Akşam telefonuma bir mesaj geldi.
“Seninle konuşmam iyi geldi. Ama ben hâlâ emin değilim. Beni yargılıyor musun?”
Uzun süre ekrana baktım. Yazdım, sildim. Tekrar yazdım.
Sonunda şunu gönderdim:
“Yargılamıyorum. Sadece seni anlamaya çalışıyorum. Ben de bilmiyorum her şeyi.”
Bu mesajı gönderdikten sonra defterimi açtım.
Günlük Sayfası: Kırılma Noktası
“Bugün ilk kez birini kaybetmekle onu anlamak arasında sıkıştım. Furkan gitti demek istemiyorum. Ama eski Furkan da yok artık. Belki de insanlar gitmez; sadece şekil değiştirir.”
Yazarken gözlerim doldu. Kendime bile itiraf etmek zor geldi ama üzgündüm. Hem de çok.
İnanç, Şüphe ve İçimdeki Çatışma
Son günlerde fark ettiğim bir şey vardı: İnanç dediğimiz şey sadece sahip olduğumuz bir bilgi değilmiş. Aynı zamanda birlikte yaşadığımız bir bağmış.
Furkan değişince sadece o değişmemişti. Benim de içimde bir şey sarsılmıştı. Çünkü ben de ilk kez ciddi ciddi düşünüyordum: İnsan neden uzaklaşır? Neden sorular büyür?
Ve yine o soru geri dönüyordu:
“Dinden dönenin hükmü nedir?”
Ama bu kez soruyu bir hüküm gibi değil, bir yara gibi hissediyordum. Çünkü her “hüküm” kelimesi bana bir insanın hikâyesini eksiltiyormuş gibi geliyordu.
Kayseri’nin Gece Sessizliği
Gece olduğunda Kayseri daha da sessizleşir. Sanki şehir bile düşünür.
O gece yürüyüşe çıktım. Kar yoktu ama hava keskin ve soğuktu. Ellerimi cebime soktum. Kulaklarımda rüzgârın sesi vardı.
Kendi kendime konuştum:
“Ben neyi savunuyorum? İnancı mı, insanı mı?”
Bu soru beni rahatsız etti. Çünkü ikisini ayırmak istemiyordum. Ama hayat bazen ayırıyordu.
Bir bankta oturdum. Gökyüzüne baktım. Yıldızlar vardı ama uzaklardı.
Bir İmamla Kısa Sohbet
Bir gün sonra camide tanıdığım imamla karşılaştım. Onunla daha önce sohbet etmişliğim vardı. Çay içtik.
Konuyu açtım, çekinerek:
“Hocam… insanlar inancını bırakınca ne olur? Dinden dönenin hükmü nedir?”
Bana hemen cevap vermedi. Çayını yudumladı. Sonra yavaşça konuştu:
“Bu mesele sadece bir cümleyle anlatılmaz evlat. İman insanın iç dünyasıdır. Hüküm dediğin şey de farklı yorumlarla ele alınır. Ama biz önce insanı anlamak zorundayız.”
Bu cümle içimde bir şeyleri biraz daha yumuşattı.
“Dinden dönenin hükmü nedir” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Bluesolarlight olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.
Kalbimde Kalan Soru
Evime döndüğümde defterimi açmadım hemen. Bir süre sadece oturdum. Çünkü bazı düşünceler yazıya geçmeden önce insanın içinde ağırlık yapar.
Furkan’ı düşündüm. Onu kaybetmekten korkmadığımı fark ettim. Onu anlamamaktan korkuyordum.
Ve kendimi düşündüm. Ben de kesin değildim. Ben de sorularla doluydum.
Belki de mesele “dinden dönenin hükmü nedir?” sorusunun cevabını bulmak değildi. Belki de bu soruyu sorarken insanın kalbinde ne olduğuna bakmaktı.
Son Günlük Sayfası
“Bugün şunu anladım: İnsanlar bazen inançlarını değil, yalnızlıklarını değiştirir. Ben Furkan’ı yargılamak istemiyorum. Onu anlamak istiyorum. Kendimi de… Çünkü ben de her gün yeniden şekillenen biriyim.”
Kalemi bıraktım. Uzun süre deftere bakakaldım.
Kayseri’nin soğuk gecesi pencereden içeri sızarken içimde garip bir huzur vardı. Tam anlamıyla bir cevap bulmamıştım. Ama belki de ilk kez doğru soruyu daha insan gibi sormayı öğrenmiştim.