Yahudiler Nuh’un Hangi Oğlundan? Bir Hikayenin Arkasında
İstanbul’da bir akşam, yağmur damlalarının camdan süzüldüğü o anlardan birindeydim. Tam o sırada, kafamda ansızın bir soru belirdi: “Yahudiler Nuh’un hangi oğlundan?” Ne garip bir soru değil mi? Ama işte bazen, en sıradan anlarda, bizi bir düşünce yakalar ve çıkar. Öyle bir düşünce ki, sanki bütün dünyanın anlamını değiştirir gibi olur. O an, içimde beliren hisleri nasıl anlatırım diye düşündüm. Hayal kırıklığı, heyecan, ama aynı zamanda da biraz umut… Birbirine karışmış duygularla o sorunun etrafında dönüp durdum. Her şey, bir kitap okuma merakımın, bir araştırmanın sonrasında oluşan bir soruyla başlamıştı.
Bir Kitap, Bir Soru, Bir Hayal Kırıklığı
O günlerde, bir arkadaşım bana eski bir kitap verdi. “Bunu okumanı çok isterim,” demişti. Kitap, çeşitli dinlerin tarihiyle ilgiliydi. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi inançların temellerini anlatıyordu. Merakla okumaya başladım ve bir anda kendimi eski zamanlarda, Nuh’un gemisinin inşa edildiği o çok eski dünyada buldum. Nuh’un oğullarından biri, her biri farklı halkların atasıydı. Birçokları, bu halklardan bazılarının kökenini ve tarihini araştırmaya başlamıştı. Ama o anda, en çok merak ettiğim şey şu oldu: Yahudiler, Nuh’un hangi oğlundan?
İlk başta, bu soruya bir cevabım yoktu. O kadar basit bir soru gibi görünüyordu ki, sormaya cesaret edemedim. Ama içimde bir boşluk oluştu. Neden bilmem, çok derinden hissettim. Zihnimin bir köşesinde, Nuh’un oğullarının kimler olduğunu düşündüm; Sem, Ham ve Yafet. Ve birden, Yahudiler’in bu üç oğuldan hangisine dayandığına dair bir bilgi bulamadım. Bu boşluk, içinde belirsizlik barındırıyordu. Ne zaman bir şeyler öğrensem, bir cevap arayışım daha da derinleşiyordu. Sadece tarihsel bir soru değil, aynı zamanda kendi kimliğimle ilgili bir şeyler arıyordum. Kendi geçmişime dair bir iz.
Bir Kez Daha Soru Sormak
Bir hafta sonu, Kayseri’deki eski kitapçıları gezerken, birden önüme eski bir dergi çıktı. Derginin kapağında Nuh’un oğullarının isimleri vardı. Bu defa gözlerim parladı. Belki de doğru cevabı bulacağım diye düşündüm. Hemen içeri girdim ve dergiyi karıştırmaya başladım. İşte orada, birkaç sayfa ileride, “Yahudiler Sem’in soyundan gelir” yazıyordu. Tam o anda, bir şeyin doğru olduğuna dair bir hisse kapıldım. O an, yıllarca aradığım cevabı bulmuş gibiydim. O kadar basitti ki, ama bu kadar basit bir şeyin beni nasıl rahatlatacağını o anda fark ettim.
Hayal Kırıklığı ve Yeni Bir Umut
O cevabı bulduğumda, bir yandan rahatladım ama diğer yandan içimde tuhaf bir hayal kırıklığı vardı. Bu kadar kolay bir soruya bu kadar zor bir yolculuk yapmıştım. Belki de cevaba duyduğum bu hayal kırıklığı, her şeyin hep bizim beklentilerimize göre gelişmemesinden kaynaklanıyordu. O kadar çok soru sormuştum ki, belki de çok basit bir cevabı almak beni şaşırtmıştı. Ama bir yandan da, bu basit cevap bana bir şeyler öğretiyordu: Bazen aradığımız şeyler, çok yakınımızda olabilir. Belki de her şey, gereksiz yere karmaşıklaştırılıyor ve derinleştiriliyordur.
Ve işte, o an, o sorunun cevabını bulmuş olsam da, başka bir soruya yöneldim: Bu bulduğum cevap, bana ne anlatıyordu? Bu kadar basit bir şey, neden içimi bu kadar huzurlu yapıyordu? Neden bir şeyler eksikti? İşte o zaman fark ettim: Kendimi bulmam, bazı cevapların ardında yatan anlamı anlamaktan geçiyor. Sem, Ham, Yafet; her biri bir halkın atasıydı. Ama belki de biz, bunların her birinden bir parça almıştık. Hangi oğul olursa olsun, önemli olan bu dünyada nasıl izler bıraktığımızdı.
Sonuçta, Bütün Bu Arayış Ne Anlama Geliyordu?
O an, Kayseri’nin soğuk akşamında, bir çay içerek o dergiyi tekrar inceledim. Yahudiler’in Sem’in soyundan geldiği gerçeği beni bir şekilde tatmin etmişti. Ama sadece bu kadar mı? Belki de hayat, her cevaptan daha büyük bir anlam taşıyordu. O zaman, bir kez daha içimde o tanıdık his doğdu: Bu kadar kolay bir cevabı bulmamış olsaydım, belki de hayatı daha çok sorgulardım. Hayat, bazen ne kadar karmaşık görünse de, en basit sorularda gizlidir. Bu düşüncelerle, soruya geri döndüm: Yahudiler, Nuh’un hangi oğlundan? Bu soru, bende sadece bir cevap değil, bir yolculuk bırakmıştı.
Her şeyin sonunda, belki de en önemli şey bu yolculuğun ne kadar kişisel olduğu. Kimi bir tarih kitabı okur, kimi bir dergi alır, kimi bir sohbetin içinde kaybolur; ama sonunda bulduğumuz şey, hepimizin içindeki anlamı bulmak olur. Ve ben, bu soruyu ve cevabını, kendi yolculuğumun bir parçası olarak saklayacağım.