Çilek Gibi Dil Ne Anlama Gelir? Kayseri’de İçime İşleyen Bir Hikâye
Değerli Bluesolarlight okurları, bu makalemizde “Çilek gibi dil ne anlama gelir” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Bir akşamüstü, Kayseri’nin soğuğunda başlayan şey
Kayseri’de akşamlar hep biraz erken çöker. Sanki güneş, “ben bugün yeterince dayandım” deyip bir anda çekip gider gibi. O gün de öyle olmuştu. İncesu’dan esen rüzgâr, montumun içine sızıyor, yüzümü kesiyordu. Yirmi beş yaşındayım ve hâlâ bazı günler, içimdeki boşluğu soğuk daha da büyütüyor gibi hissediyorum.
Elimde küçük bir defter vardı. Günlük tutmak benim için bir alışkanlık değil, bir tür hayatta kalma yöntemi. Yazmazsam taşacakmışım gibi geliyor. O gün sayfaya sadece tek bir cümle yazmıştım:
“Bazı insanlar konuşurken değil, susarken acıtıyor.”
O cümleyi yazarken aklımda o vardı.
Adını bile bazen içimden söylemeye çekindiğim biri.
Sonra telefonum titredi.
“Bugün görüşelim mi?”
Mesajın altındaki isim bile kalbimi hızlandırmaya yetmişti.
Ve o gün, hayatımda ilk defa birinin ağzından çıkan bir cümleye değil, ağzının kenarındaki ifadeye aşık olduğumu fark ettim.
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?” sorusu ilk orada doğdu
Onu bir kafede bekliyordum. Kayseri’de herkesin bildiği, cam kenarında oturunca şehrin ağır temposunu biraz daha yumuşatan bir yerdi. O içeri girdiğinde, sanki dışarıdaki soğukla beraber kendi içinde bir sıcaklık da getirmişti.
Gülümsedi.
Ama öyle sıradan bir gülümseme değil.
Dudaklarının kenarında hafif bir kırmızılık vardı. Doğal, abartısız ama dikkat çekici. Konuşmaya başladığında kelimelerinin arasında garip bir yumuşaklık vardı. Sanki her cümlesi biraz tatlı, biraz çekingen, biraz da insanı içine çeken bir şey taşıyordu.
O an fark etmedim ama aklımda bir kelime dönmeye başladı:
“Çilek.”
Sonra o bana bir şey anlatırken, birden kendi kendime düşündüm:
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?”
Bu soru o an ne bir mecazdı ne de bilinçli bir düşünce. Sadece içimde beliren bir his gibiydi. Sanki onun konuşması bir meyve tadı bırakıyordu bende. Hafif ekşi, hafif tatlı, biraz masum, biraz da baş döndürücü.
O konuşurken ben onu dinlemekten çok, içimde oluşan bu tuhaf çağrıyı anlamaya çalışıyordum.
Bir insanın dili nasıl çileğe benzer?
Sonra günler geçti.
Ama o soru içimde kalmaya devam etti.
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?”
Bu kez daha net düşünmeye başladım. Onun konuşma tarzını hatırlıyordum. Sert değildi. Keskin hiç değildi. Ama basit de değildi. Sanki kelimelerinin arasında gizli bir sıcaklık vardı. İnsanları savunmaya değil, yumuşamaya davet eden bir tarafı.
Bir gün yine görüştük.
Bu kez Erciyes’in eteklerine doğru yürüyüşe çıkmıştık. Hava daha da soğuktu ama onun yanında üşümüyordum. Ya da üşüdüğümü fark etmiyordum.
O konuşurken bir ara durdu ve bana baktı:
“Bazen sen çok içine kapanıyorsun,” dedi.
Bu cümle beni savunmasız bıraktı.
Çünkü haklıydı.
Ama o bunu kırmak için söylememişti. Sadece fark etmişti.
İşte o anda anladım.
Çilek gibi dil dediğim şey aslında onun insanlara dokunma biçimiydi.
Ne tamamen tatlıydı ne de tamamen sert.
İçinde bir gerçeklik vardı.
Bir kırılganlık.
Bir de insanı kendine yaklaştıran o garip çekim.
İçimdeki hayal kırıklığıyla onun sıcaklığı arasındaki fark
İlgili Makale: Çevirmenler kaç para alıyor ?
Benim geçmişim biraz da susarak büyümüş bir geçmiş. Kayseri’nin taş gibi sert bazı sokaklarında insan konuşmayı değil, susmayı öğreniyor. Ben de öyle öğrendim.
Duygularımı saklamayı bir tür beceri sanıyordum.
Ama onun yanında bu beceri işe yaramıyordu.
Çünkü o, insanların yüzüne değil, ses tonuna bakıyordu.
Bir gün bana eski bir ilişkimden bahsettim. Çok detay vermedim ama yine de içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Konuşurken gözlerim yere kayıyordu.
O ise sadece dinledi.
Sonra çok kısa bir şey söyledi:
“Bazen insanlar seni sevmez değil… sadece nasıl seveceğini bilemez.”
O an içimde bir şey çözüldü.
Hayal kırıklığım ilk defa bu kadar net bir cümleyle karşılanmıştı.
Ve ben yine düşündüm:
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?”
Belki de bu, insanın acısını küçültmeden ona dokunabilmekti.
Bir akşam, sessizlikle gelen fark ediş
Bir akşam, Kızılırmak kıyısına inmiştik. Su sessizdi. Şehir uzakta kalmıştı. O an ikimiz de fazla konuşmuyorduk.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine, sanki ilk defa kelimelere ihtiyaç yoktu.
O an onun yan profiline baktım. Dudaklarının kenarı yine o hafif çilek rengine benziyordu. Bu bir renk miydi, yoksa benim zihnimin uydurduğu bir çağrışım mıydı bilmiyorum.
Ama o an net bir şey hissettim:
Onun dili, sadece konuşma biçimi değildi.
İnsana kendini anlatma cesareti veren bir şeydi.
Ben hep içimde sakladığım cümleleri onun yanında daha kolay söyleyebiliyordum.
Bu bile başlı başına bir değişimdi.
Kayseri’de bir genç yetişkin olarak içimde büyüyen anlam
Yirmi beş yaşındayım.
Ne tam yetişkinim ne de tamamen genç.
İkisinin arasında bir yerde sıkışmış gibiyim.
Bazen geleceği düşününce içim daralıyor, bazen de hiçbir şey düşünmeden sadece yürümek istiyorum.
Ama onunla geçirdiğim o kısa zaman dilimleri, bana bir şey öğretti:
İnsan bazen birinin yanında kendini yeniden tanımlar.
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?” sorusu artık bir merak değil benim için.
Bir tanım arayışı da değil.
Daha çok bir his.
Birinin seni incitmeden değiştirmesi gibi.
Birinin sana acıyı anlatırken bile seni iyileştirmesi gibi.
Geriye kalan sessiz bir farkındalık
Son görüşmemizden sonra uzun süre haberleşmedik.
Hayat bazen insanları yan yana getirip sonra tekrar farklı yönlere savuruyor.
Ama onun bıraktığı şey kaybolmadı.
Hâlâ bazen biri yumuşak konuştuğunda aklıma geliyor.
Hâlâ bazen birinin sesi bana güven verdiğinde içimden aynı soru geçiyor:
“Çilek gibi dil ne anlama gelir?”
Artık cevabını biliyorum sanırım.
Bu, sadece tatlı konuşmak değil.
Bu, insanın içindeki sertliği fark edip onu kırmadan yaklaşabilmek.
Birinin yarasına dokunurken daha fazla kanatmamak.
Ve belki de en önemlisi…
Bir insanın sana kendini anlatırken utanmamasını sağlayabilmek.
Son söz gibi olmayan bir iç ses
Kayseri’de geceler uzun.
Ve bazı geceler insan kendi içine daha çok gömülüyor.
Ama ben artık bazı şeyleri daha farklı düşünüyorum.
Bazı insanlar var; konuşmaları bir meyve gibi.
Ne tamamen olgun, ne tamamen ham.
Bir yerde, tam ortada.
İşte ben buna kendi içimde “çilek gibi dil” diyorum.
Ve ne zaman biri bana o hissi hatırlatsa, içimde bir şeyler hafifliyor.
“Çilek gibi dil ne anlama gelir” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Bluesolarlight olarak daha fazlası için buradayız!