İçeriğe geç

The Winds of Winter çıktı mı ?

The Winds of Winter Çıktı Mı?

Kayseri’nin soğuk bir kış sabahıydı. Pencemden dışarı bakarken, karın sessizce yere düşüşünü izliyordum. Her şey çok sakin, çok soğuk, ama aynı zamanda bir şey eksikti. O kadar uzun zamandır bekliyordum ki… “The Winds of Winter”ı. Hani, George R. R. Martin’in Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin altıncı kitabı vardı ya, işte ondan bahsediyorum. Çıkacak, çıkacak deniyordu ama… Ne zaman?

Birkaç yıl önce, bu kitapla ilgili bir heyecan dalgası sarmıştı her yeri. Ben de o dalganın içine dalmıştım. O kadar büyük bir beklenti vardı ki… İnternetteki forumlarda, sosyal medyada, her yerde “The Winds of Winter çıktı mı?” sorusu soruluyordu. Her gün, her sabah gözümü açar açmaz ilk işim, George R. R. Martin’in Twitter hesabını kontrol etmek olmuştu. Acaba bir ipucu, bir açıklama, bir tarih verir mi diye? Ama nafile. Bir gün bile “Yazıyorum, bitirmek üzereyim” yazmamıştı. Kitap, kaybolmuş bir hayalin, belirsiz bir geleceğin parçası haline gelmişti.

O Heyecanlı Günler: Kitap Çıkacak mı, Çıkacak mı?

O zamanlar Kayseri’deki o eski kafede, arkadaşım Berke ile oturup bu konu üzerine saatlerce konuştuğumuzu hatırlıyorum. Berke, kitaplarla, edebiyatla ilgilenen bir adamdı. Ben de bir şekilde hep onunla kitap üzerine konuşur, fikir alışverişinde bulunurdum. Bir gün, o gergin anlardan birinde bana şöyle demişti:

“Bir kitap, bir yazar ne kadar bekletebilir? Belki de kitabın çıkmamasının, yayınlanmamasının bir anlamı vardır.”

Berke’nin söyledikleri, biraz kafa karıştırıcıydı. Belki de gerçekten de bu kadar büyük bir bekleyiş, sonu olmayan bir hikayenin parçasıydı. Ama ben, hala ümit ediyordum. Sanki bir gün George R. R. Martin sabah kalkacak, bilgisayarını açacak ve “işte, The Winds of Winter’ı tamamladım” diye tweet atacak.

Ama o tweet bir türlü gelmedi. Her gün, her hafta, her ay geçtikçe kaybolan bir umut vardı. Gece yatarken Game of Thrones dizisini açıp, “Acaba bu kitapta gerçekten neler olacak?” diye düşündüğümde, hikayenin tam ortasında kaybolduğumda o kadar çok soru vardı ki kafamda. Kendi kendime hayal kırıklığına uğramıştım, ama bir taraftan da ümit etmek istiyordum. O kitap bir gün gelir mi, gerçekten çıkar mı diye?

Karşı Karşıya Kaldım: Beklemek ve Sona Ermek

Bir hafta sonu, evde otururken bir arkadaşım telefonla aradı. Kitap hakkında sohbet etmeye başladık. Yavaşça, ama kesin bir şekilde konuşuyordu:

“Abi, The Winds of Winter çıksaydı, zaten haberini duyardık. Bir yandan ümit ediyoruz, ama o kadar uzun zaman geçti ki… Ne zaman bitirecek o kitabı?”

Bu cümle, bir darbe gibi geldi. Tam o an, sanki bu kadar uzun beklemenin bir anlamı olup olmadığını sorgulamaya başladım. Gerçekten çıkacak mıydı? Yoksa yıllardır beklediğimiz, yalnızca bir hayal miydi? O kadar çok teori vardı ki ortada, insanlar bazen kitabın yazılmadığını, bazen de Martin’in hayatının sonuna gelmeden yazmayacağına kadar her şeyi konuşuyordu.

Sonra, bir gece, kendimi kaybolmuş hissederek yataktan kalktım. Kitaplarla, dizilerle ilgili uzun süredir hiç bu kadar yoğun düşünmemiştim. Bu kadar büyük bir beklenti, her gün bir şekilde yavaşça içimi kemiriyordu. “Nerede bu kitap?” sorusu, aslında bir nevi içsel bir boşluğa dönüşmüştü.

Ve işte o an, bir karar aldım. Beklemeyi bırakıp, başka kitaplar okumaya başladım. George R. R. Martin’in kitabı bir gün çıkarsa, çıkarsa… Ama o an, o hisle birlikte, bir başka dünyanın içine dalmaya karar verdim. Belki de beklemek, bazen bir şeylere karar vermemek anlamına geliyordur.

Ümit ve Gerçek: Bir Kırılma Noktası

Yine de, The Winds of Winter’ı unutamadım. Düşünmeden geçemediğim bir soru vardı hep: Gerçekten de bu kitap çıkar mıydı? Yıllarca süren bekleyiş, sonunda bu soruyu sordurttu bana. Kitap hakkında çıkan her yeni haber, her yeni teori, bir yandan heyecanımı arttırıyor, bir yandan da yoruyordu. Bir şekilde, George R. R. Martin’in yazdığı her satır, her paragraf bana bir umut ışığı gibi görünüyordu. Bazen hayat da öyle oluyor, değil mi? İnsan bir şey beklerken, o şeyin ne zaman gerçekleşeceğini bilmez, ama ona olan inancını hep korur.

Bir sabah, Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, bu kadar yıl sonra bile bu kitabın adını anarken içimde yine bir umut belirdi. Bunu yazarken, belki de o eski heyecan geri döner diye düşündüm. Hani bir şeyin çok uzadığı zaman, aslında o şeyin önemli olduğu çıkar. Belki de “The Winds of Winter” beklemekten çok, onu yaşamak, bir şekilde o hayale inanmak önemliydi.

Sonuç: Bekleyişin Sonu ve Hayal Kırıklığı

Evet, sonunda şunu diyebilirim: The Winds of Winter hala çıkmadı. Ama bu yazıyı yazarken, belki de en büyük dersi aldım. Bazen, çok büyük beklentilerle bir şey beklemek, bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ama bu hayal kırıklığı, bir noktada bir nevi büyümek, olgunlaşmak demek oluyor. Belki de o kitap gerçekten bir gün çıkacak, ama o çıkmadan önce, ben farklı kitaplar okumaya, yeni dünyalara dalmaya başladım.

Belki de beklemek, bazen sadece bir yolculuktur. Bu yolculuğa çıkan kişi, sonunda ulaşmasa da, önemli olan o yolda öğrendikleridir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://ridade.com.tr https://exquisite.com.tr https://boubyan.com.tr Sitemap
vdcasinoTürkçe Forum